Evlerde bayram hazırlıkları, mutfaklarda tatlı telaşı, çocukların yeni kıyafet heyecanı… Ama insanın içinde bir yerde eksik kalan bir şey var.
Çünkü bugün bayramlar var… ama o eski bayramların ruhu sanki yavaş yavaş kayboluyor.
Bir zamanlar bayram demek; sabahın erken saatinde bayram namazından çıkan insanların birbirine sarılması demekti. Mahalle mahalle dolaşılan bayram ziyaretleri, kapısı çalınan her evde içilen bir çay, yenilen bir şeker, edilen bir dua demekti.
Çocuklar için bayram; sabah erkenden kalkıp yeni ayakkabılarını giymek, büyüklerin elini öpüp harçlık almak demekti. Sokaklar çocuk sesleriyle dolardı. Kapı kapı dolaşılır, kimse kimseyi yabancı görmezdi.
Komşu komşunun kapısını çalmadan bayram bitmezdi.
Bugün ise teknoloji var, telefonlar var, mesajlar var… Ama sanki gönüller arasındaki mesafe biraz daha büyüdü. Bir zamanlar kilometrelerce yol gidilerek yapılan bayram ziyaretleri, şimdi tek bir mesajla geçiştiriliyor.
“İyi bayramlar.”
Oysa bayram, sadece bir mesaj değildir.
Bayram; gönül almaktır.
Bayram; kırgınlıkları bitirmektir.
Bayram; kapıları değil, kalpleri çalmaktır.
Belki de bu yüzden insan ister istemez içinden geçiriyor:
Nerede o eski bayramlar…
Ama aslında o bayramlar kaybolmadı.
Onları kaybeden biz olduk.
Çünkü bayramın ruhu hâlâ aynı. Aynı gökyüzü, aynı sabah, aynı ezan… Değişen sadece insanların birbirine ayırdığı zaman.
Belki de bu bayram bir fırsattır.
Unuttuğumuz kapıları yeniden çalmak için…
Kırdığımız gönülleri onarmak için…
Akrabalığı, komşuluğu ve dostluğu yeniden hatırlamak için…
Çünkü bayram; insanın insana yeniden hatırlatıldığı gündür.
Gelin bu bayram bir mesaj göndermek yerine bir kapı çalalım.
Bir çay içelim, bir gönül alalım, bir sarılalım.
Belki o zaman tekrar diyebiliriz:
“İşte… bayram bu.”

